Klasik Masallar

Cehennem Kapısı

Bir zamanlar, uzak bir köyde, adı her zaman saygıyla anılan, cesur ve akıllı bir çocuk yaşardı. Adı Emir’di. Emir, köyünün dışında yer alan ve kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği bir ormanın tam yakınında yaşardı. Orman, insanlar için hep bir gizemdi. Herkes, ormanın içinde korkunç bir şeylerin olduğunu, karanlık güçlerin oraya hapsolduğunu ve kimsenin bu karanlık sırları keşfetmemesi gerektiğini söylüyordu.

Bir gün, Emir’in en yakın arkadaşı olan Ela kayboldu. Ela, bir sabah evden çıkarak ormanda kayboldu, ama bir daha asla geri dönmedi. Emir, Ela’yı bulmak için köyün yaşlılarından yardım istedi, ama kimse ona yardımcı olmayı kabul etmedi. Yaşlılar, “Ormana yaklaşma, orası ölümün yeridir!” diyerek Emir’i korkutmaya çalıştılar. Ama Emir, arkadaşı Ela’yı bulmadan duramayacağını biliyordu.

Bir gece, Emir cesaretini topladı ve karanlık ormanın derinliklerine doğru yola çıktı. Orman, baştan sona kadar büyük ağaçlarla kaplıydı. Her adımında, ağaçların yapraklarından gelen uğuldayan sesler Emir’in içini ürpertiyordu, ama o, Ela’yı bulma umuduyla bir adım daha attı.

Ormanın derinliklerine gittikçe, karanlık ve soğuk daha da yoğunlaşıyordu. Tam o sırada, bir ışık gördü. Gidip bakmaya karar verdi. Işığa doğru yürüdü, ancak karanlıkta bir şey fark etti. Önünde, devasa bir kapı belirmişti. Kapı, demirden yapılmıştı ve üzerini garip semboller kaplıydı. Kapının üstündeki yazı şöyle diyordu:

“Cehennem Kapısı. Buradan geçene bir daha geri dönemez.”

Emir, kapının karşısında durdu. İçini yoğun bir korku kapladı, ama aynı zamanda Ela’yı bulmak için kararlıydı. “Ya her şeyin sonuysa, ya da sadece bir başlangıç,” diye düşündü. Kapıyı geçmeye karar verdi.

Kapıyı açtı ve içeride, büyük bir boşlukla karşılaştı. Derin bir kuyu gibi bir yerdi burası. Emir, içeri adım attığında, birdenbire her şey değişti. Dünya tersine dönmüştü; gökyüzü mor, yer ise yeşil olmuştu. Burada zaman, Emir’in bildiği gibi işlemiyordu. Zihninde bir ses, ona, “Bu yer, herkesin korktuğu şeylerle yüzleştiği yerdir,” dedi.

Emir, ilerlemeye devam etti ve karşısına bir yaratık çıktı. Kocaman, korkunç dişleri olan ve gözleri kıpkırmızı bir canavardı. Canavar, Emir’e bakarak, “Buradan geçmek istiyorsan, karşına çıkan her korku ile yüzleşmelisin,” dedi.

Emir, korkusuzca canavara baktı ve ona dedi ki, “Benim tek korkum, sevdiğim kişileri kaybetmek. Eğer korkularımızı görüp, onlara rağmen devam edersek, onların gücünü kaybettiğini anlarız.”

Canavar şaşkın bir şekilde geri adım attı ve bir anda yok oldu. Emir, geçmesi gereken diğer engellerle karşılaştı; her biri, kendi korkularını ve kaygılarını temsil ediyordu. Ama Emir, her seferinde korkularını alt etmeyi başardı. Korkularını kabullenip onlarla yüzleşmek, ona güç veriyordu.

Sonunda, Emir bir odada buldu. Odada, Ela, elleri bağlı bir şekilde yatıyordu. Emir, Ela’yı kurtarmak için hemen harekete geçti. Fakat Ela, gözlerinde bir hüzünle ona baktı ve “Bu yer, insanların içindeki karanlıkla yüzleşmesi için var. Eğer buradan çıkmak istiyorsan, önce kendi karanlık tarafınla yüzleşmelisin,” dedi.

Emir, biraz düşündü ve sonra gülümseyerek Ela’ya baktı. “Karanlık tarafım, sadece korkularımdı,” dedi. “Bunları aştım. Benim içimde ışık var.”

Ela, Emir’e gülümsedi ve elleri çözülerek serbest kaldı. Birlikte, Cehennem Kapısı’ndan çıkmak için adım attılar.

Ormanın derinliklerinden çıkarken, Emir, içindeki karanlıkla yüzleşmenin ona ne kadar güçlü bir insan yaptığını fark etti. Ela’yı bulmuştu, ama asıl kazancı, içindeki korkuları ve karanlık düşünceleri yenmek olmuştu.

Masalın Anafikir: Korkularımızla yüzleşmek, onların gücünü kaybetmesine neden olur. Her insanın içindeki ışık, karanlıkla savaşarak büyür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu