Nasrettin Hoca Masalları

Nasrettin Hoca ve Düğün Yemeği

Bir zamanlar Nasrettin Hoca, köydeki en bilge kişi olarak tanınır, ama bir o kadar da garip ve komik olaylarla gündeme gelirdi. Bir gün, köyde büyük bir düğün hazırlığı yapılıyordu. Düğün sahibi olan Ali Efendi, köyün en zenginlerinden biriydi ve düğününe en iyi yemekleri hazırlatmayı planlıyordu. Ali Efendi’nin eşi, misafirlere sunulacak yemekleri hazırlamak için büyük bir özen gösteriyordu. O kadar özenliydiler ki, düğün günü herkesin midesi açken, yemekler hala pişiriliyordu.

Düğün hazırlıkları devam ederken, Nasrettin Hoca bir şekilde düğün sahibinin evine gelmişti. Bu sırada köy halkı, düğünle ilgili heyecan içinde hazırlıkları takip ediyordu. Bir yandan, düğün için özenle hazırlanan yemeklerin kokuları etrafta yayılmaya başlamıştı. Herkes, Nasrettin Hoca’nın da düğün yemeğine davetli olup olmadığını merak ediyordu.

Nasrettin Hoca, düğün sahibi Ali Efendi’nin evine geldiğinde, tüm köy halkı onu gülerek izliyordu. Hoca, her zaman olduğu gibi sakince gülümseyerek içeri girdi ve Ali Efendi’ye selam verdi.

“Hoş geldin Hoca,” dedi Ali Efendi. “Bugün bizim en özel günümüz. Düğünümüz var. Yemekler çok lezzetli olacak, mutlaka bizimle olmalısın.”

Nasrettin Hoca, Ali Efendi’ye teşekkür ederek, “Tabii ki gelirim. Ama yemeklerin nasıl olduğunu görmeden gelmek de olmaz,” dedi ve içeri girdi.

O sırada yemeklerin pişirilmesi tamamlanmış ve sofralar hazırlanıyordu. Ali Efendi, Nasrettin Hoca’yı oturttuktan sonra, büyük bir heyecanla yemekleri getirdi. İlk gelen yemek, nefis bir kebap ve pilavdan oluşuyordu. Hoca, tabaktan bir parça aldı ve tatmaya başladı. Yavaşça yedi, ama bir süre sonra biraz duraksadı ve başını sallayarak Ali Efendi’ye döndü:

“Ali Efendi, bu kebap ve pilav gerçekten çok güzel olmuş ama bana başka bir yemek daha getirmeni rica ediyorum.”

Ali Efendi şaşkın bir şekilde, “Hoca, bu kadar lezzetli bir yemek varken, başka bir şey mi istersin?” diye sordu.

Nasrettin Hoca gülümsedi ve “Evet, gerçekten güzel olmuş ama ben şimdi biraz daha farklı bir şeyler tatmak istiyorum,” diyerek isteğini yineledi.

Ali Efendi, “Tabii, Hoca. Hemen başka yemekler getiririz,” dedi ve hemen mutfağa yöneldi. Birkaç dakika sonra, geleneksel köy yemeği olan kuru fasulye ve pilav sofraya kondu. Hoca, yine aynı şekilde fasulyeleri birer birer yedi, ama yine yüzünü ekşitti.

Hoca, “Bu yemek de güzel ama, sanki bir şey eksik gibi. Biraz daha farklı bir şey getirmenizi rica ediyorum.” dedi.

Ali Efendi şaşkınlık içinde Hoca’ya bakarak, “Ama Hoca, bu yemek de çok güzel, neden beğenmedin? Gerçekten bir eksiklik mi var?” diye sordu.

Nasrettin Hoca, “Her şeyin olduğu gibi bu yemek de lezzetli ama ben biraz da tatlı yemek istiyorum. Acaba tatlı var mı?” dedi.

Ali Efendi, bir müddet sonra tatlıyı getirdi. Hoca tatlıyı da beğenmedi ve aynı şekilde “Tatlı da güzel ama bana başka bir tatlı getirebilir misiniz?” dedi.

O kadar çok yemek yemişti ki, sonunda Ali Efendi sinirlenmeye başladı. “Hoca, gerçekten bir türlü mutlu olamıyorsun! Her yemeği beğeniyorsun ama bir türlü tatmin olmuyorsun. Ne yapmamızı istiyorsun?” dedi.

Nasrettin Hoca gülerek, “Ben sadece bu yemeklerin tadına bakmak istiyorum. Hepsini tattım ama bir türlü karar veremedim. Benim istediğim, hepsinin tadını alıp, hangi yemek daha lezzetli olduğunu anlamak. Çünkü en iyi yemek, hepsinin birleşiminden çıkar.”

Ali Efendi, biraz sinirli ama biraz da gülerek, “Hoca, siz de çok değişik bir insansınız. Ama birazdan başka bir şey isterseniz, gerçekten yorulacağım,” dedi.

Nasrettin Hoca, gülerek cevapladı: “İşte tam da bunu anlatmak istiyorum, Ali Efendi! Yemeklerin güzelliği sadece onların tadında değildir, aynı zamanda bir arada sunulduklarında, insanın mideleri de bir bütün olarak doyurur. Hangi yemek, diğerinin önünde diye düşünecek kadar fazla yemek yediğimizde, bir anlamda hiçbirini tam olarak anlamamış oluruz. Yemekler önemli ama önemli olan birlikte oturduğumuz ve yediğimiz zaman yaşadığımız mutluluktur.”

Ali Efendi, Nasrettin Hoca’nın sözlerine biraz da şaşkınlıkla bakarken, mutfaktan gelen lezzetli yemek kokuları arasında, Hoca’nın anlattığı bu derin anlamı biraz daha içselleştirmeye başladı. Düğün yemeği, sadece karınları doyuran değil, aynı zamanda insanlara değerli bir ders de veren bir fırsat olmuştu.

Hoca, tüm yemeklerin tadına bakarken, gerçekte “Tatlar birleştiğinde daha zengin ve anlamlı bir bütün oluşturur” mesajını vermek istemişti. Misafirler de Nasrettin Hoca’nın derinliğini ve yemeklerin sadece karın doyurmak için değil, birlikte bir arada olmak için önemli olduğunu fark ettiler.

Ve o günden sonra, köy halkı, Hoca’nın öğütlerini daha iyi anladı ve yemeklerin en değerli kısmının, onu paylaşmak ve birlikte yemek yemekte olduğunu kabul etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu