Nasrettin Hoca Masalları

Nasrettin Hoca’nın İki Kendi

Bir zamanlar Nasrettin Hoca, köyünün en bilge insanı olarak tanınırdı. Hoca, her zaman doğruyu söylese de, bazen söyledikleri karşısında insanların anlamadığı ya da üzerinde düşünmedikleri birkaç derin felsefi söz bırakırdı. Ancak, Nasrettin Hoca’nın hayatında en ilginç olaylardan biri, “iki kendi” hikayesiydi. Bu masal, aslında Nasrettin Hoca’nın gerçekliğini ve yaşamını farklı perspektiflerden nasıl değerlendirdiğini anlamamıza da yardımcı olacaktır.

Bir gün, Nasrettin Hoca, köyün meydanında bir grup köylüyle sohbet ediyordu. Köylüler, Hoca’dan nasihat almak istiyordu. Hoca’nın etrafı kalabalıklaşmıştı. Herkes ona akıl danışıyor, ondan bir söz almak için sıraya giriyordu. O sırada, köyün en akıllı sayılan kadısı, Hoca’ya yaklaşarak, “Hoca, seni çok iyi tanıyan biri olarak, sana bir soru soracağım. İnsanların, kendi hayatlarını nasıl değerlendirdiklerini, kendi iç dünyalarında nasıl karar verdiklerini anlama şeklimizi bize öğret!” dedi.

Nasrettin Hoca, kadıya bakarak gülümsedi ve cevap verdi: “Benim için tek bir gerçeklik yok, Kadı Efendi. İnsan, hayatını iki şekilde de görebilir: Birincisi, kendi iç dünyasında ve ruhunda bulduğu gerçeklik, ikincisi ise toplumun ona dayattığı gerçekliktir.”

Kadının merakla gözlerini kısıp, “Peki, nasıl olur bu Hoca? İki farklı gerçeklik mi? Bir insan bunlara nasıl karar verebilir?” diye sordu.

Nasrettin Hoca, elini ağzına koyarak, ciddi bir şekilde konuşmaya başladı: “İşte burada derin bir soru yatıyor. Şöyle anlatayım: Bir gün, bir kasabaya gitmek için yola çıkmıştım. Yolda bir grup insanla karşılaştım. Onlar bana şunları söylediler: ‘Hoca, senin kocaman bir evin var, çok zenginsin ve herkes seni tanıyor. Hangi işte çalışıyorsun ki bu kadar başarıya ulaşabildin?’ Ben ise, bir süre düşündüm. Sonra cevap verdim: ‘Benim asıl işim, insanlara iç dünyalarını keşfetmelerine yardımcı olmaktır.’ İnsanlar beni anlamadılar. Çünkü onlar, benim dış dünyamı, sahip olduğum malı, mülkü, evimi gördüler. Onlar için gerçeklik buydu. Ama benim için, insanın içinde bulduğu huzur, içsel gücü ve kendini keşfetmesi, gerçek olan o andır.”

Kadının yüzü biraz daha ciddileşti. “Peki, içsel gerçekliğini bu kadar önemseyen biri, dış dünyada nasıl yaşar?” diye sordu.

Nasrettin Hoca, derin bir nefes alarak gülümsemeye devam etti. “İşte asıl mesele burada. İnsan, kendi iç dünyasında bir huzur bulduğunda, dış dünyadaki tüm zorluklara karşı daha dirençli olur. Ancak bazen toplum, insanların kendi iç gerçekliklerini anlamasına engel olur. Toplumun kuralları, beklentileri, hatta arkadaşlar bile bir insanın gerçek benliğini keşfetmesine engel olabilir. İki farklı gerçeklik, biri insanın ruhunda var olan, diğeri ise dış dünyadaki dayatmalardır.”

Köylüler Hoca’nın sözlerini anlamaya çalışırken, Hoca, kadıya dönerek ekledi: “Ben, bu dünyada iki farklı insan olarak yaşıyorum. Birincisi, toplumun kabul ettiği Nasrettin Hoca, herkesin bildiği, tanıdığı, saygı duyduğu biri. İkincisi ise, kendim olduğum, gerçek benliğimle yalnız kaldığımda gördüğüm Hoca’dır. İki farklı kimlik, ikisi de ben olsam da, birbirinden farklıdır. Her biri farklı koşullarda ortaya çıkar.”

Kadının şaşkın bakışları arasında, Nasrettin Hoca bir adım geri çekildi ve kasabaya doğru yürümeye başladı. Köylüler, Hoca’nın söylediklerini içlerinde tartışarak, derin düşüncelere daldılar. Hoca, bir süre sonra etrafını saran kalabalığa dönüp şöyle dedi:

“İki benlik arasında, hangisinin daha doğru olduğunu bilmem. Ama unutmayın, her zaman kendi içsel dünyanızı bulmaya çalışın. Dış dünyadaki zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, içinizdeki gerçekliği koruyun. Çünkü gerçek benlik, dış dünyaya bakıldığında en az görünebilen, ama en güçlü olandır.”

O günden sonra, köylüler Nasrettin Hoca’nın iki benliğiyle ilgili sözlerini hep hatırladılar. Birçok insan, kendi hayatındaki iki kimliği sorgulamaya, dış dünyadan aldığı baskılara rağmen, içsel huzurlarını bulmaya çalıştı. Nasrettin Hoca, kasabaya geldiğinde bir kez daha bu soruyu sormuştu: “Gerçek kimliğini bulmak, kim olduğunuzu anlamaktan geçer. Kendini bulabilen insan, ne dışarıdaki paraya ne de başkalarının beklentilerine ihtiyaç duyar.”

Nasrettin Hoca’nın bu hikayesi, zamanla tüm köyde anlatılmaya başlandı. Hoca’nın söyledikleri, köylülerin düşünce biçimlerini değiştirdi ve onları kendi iç dünyalarını sorgulamaya teşvik etti. Hoca’nın öğrettikleri, her zaman basit ama derin olan şeylerdi: Kendini tanı, iç dünyanda huzur bul, dış dünyadaki baskılara rağmen gerçek benliğini unutma.

Ve böylece, Nasrettin Hoca’nın iki kendi hikayesi, köydeki herkesin yaşamına anlam kattı, her bir köylü, Hoca’nın akıl dolu sözleriyle kendi içsel yolculuklarına çıktılar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu