Nasrettin Hoca’nın Parayı Bulması

Bir zamanlar Nasrettin Hoca, köyünden uzak bir kasabaya gitmeye karar verdi. Kendisini tanımayan ve sık sık para sıkıntısı çeken bu kasabada, Hoca’nın etrafında yeni insanlar tanımayı umuyordu. Ancak bu kasaba, oldukça lüks ve zengin insanların yaşadığı bir yerdi. Hoca, kasabaya geldiği ilk gün, karşılaştığı herkesin gösterişli giysiler içinde olduğunu fark etti. Zenginlik, kasabanın her köşesindeydi. Evler büyük, arabalar lükstü. Fakat Nasrettin Hoca, her zaman olduğu gibi, içindeki neşeyi ve cesareti kaybetmeden kasabada dolaşmaya devam etti.
Bir gün, kasabada zengin bir tüccar olan Hasan Bey, Hoca’yı görünce onun ilginç giyimi ve tuhaf davranışları nedeniyle alay etmeye karar verdi. Hasan Bey, Nasrettin Hoca’ya yaklaşarak, “Hoca, senin gibi biri ne iş yapar? Böyle kılık kıyafetle nasıl geçinir insan? Eğer benim gibi bir işin olsaydı, her gün lüks içinde yaşardın,” dedi.
Nasrettin Hoca, alaycı bir şekilde gülerek, “Benim işim, her zaman insanları güldürmektir. Ama senin gibi bir tüccarın yaptığı işi ben yapmam. Lüks içinde yaşamak bana göre değil,” diye cevap verdi. Hasan Bey, Hoca’yı küçümseyerek, “O zaman sana bir önerim var,” dedi. “Eğer bir ay boyunca bana yardım edersen, sana büyük bir ödül vereceğim. Ama senin gibi biri, bu parayı nasıl harcar ki?”
Hoca, bu teklife sıcak baktı. Çünkü Nasrettin Hoca, hayatında birçok kez büyük zenginliklere sahip olmuş, ancak her zaman mutluluğun paradan daha değerli olduğunu anlamıştı. Fakat bu kez, Hoca’nın aklına başka bir şey geldi. O da, zenginliğin insanları ne kadar değiştirip yozlaştırabileceğini görmekti. Hoca, Hasan Bey’in teklifini kabul etti.
Bir ay boyunca Nasrettin Hoca, tüccar Hasan Bey’in dükkanında çalıştı. Her gün sabah erkenden işe gider, akşam geç saatlere kadar tüccarın işlerini yapardı. Hoca, bir yandan Hasan Bey’e yardımcı olurken, diğer yandan her fırsatta kasaba halkıyla sohbet eder, onlara öğütler verirdi. Hoca, kasabanın zengin insanlarının lüks içinde yaşarken aslında içlerinde büyük bir boşluk hissettiklerini fark etti. Herkes dışarıdan ne kadar mutlu gözükse de iç dünyaları o kadar huzurlu değildi.
Bir gün, Nasrettin Hoca, Hasan Bey’e çok ilginç bir teklif sundu. “Hasan Bey,” dedi, “Birkaç hafta önce seninle konuştuğumuzda, bana büyük bir ödül vereceğini söylemiştin. Şimdi, bu ödülün ne zaman verileceğini merak ediyorum. Ben de sana bir öneri sunuyorum: Bana parayı verirken, dikkatli olman gerektiğini düşünüyorum. Eğer sana ne kadar para vereceğimi söylesem, senin gözlerin parıldar, ama ben bunu istemiyorum. Bu yüzden sana parayı bulacağım ve ne kadar değerli olduğunu fark edeceksin.”
Hasan Bey, Hoca’nın ne demek istediğini anlamasa da, merakla, “Peki, o zaman bana parayı nerede bulacaksın?” diye sordu. Hoca gülerek, “Benim bulacağım yer, senin bile düşünmeyeceğin bir yer olacak. O yüzden dikkat et, Hasan Bey!” diyerek kasabaya gitti.
Hoca, kasaba meydanındaki büyük bir çınar ağacının altına oturdu. Sonra birkaç kişi çağırarak, onlara büyük bir oyun yapmaya karar verdi. “Herkese söylesinler,” dedi, “Herhangi biri, bu çınar ağacının dibinde bir hazine bulursa, o kişi en zengin insan olacak.”
Kasaba halkı hemen toplandı. Hoca, ağacın dibini dikkatlice kazmaya başlamıştı. Herkes neşeyle etrafında toplandı. Zengin insanlar, bu fırsatı değerlendirmek için kazma ve küreklerle ağacın dibini kazmaya başladılar. Kazılan topraklarda hiçbir hazine bulamayan kasabalılar, zamanla yoruldular ve sonunda gözleri parlayan Hoca’ya bakarak, “Hoca, buradan hiçbir şey çıkmıyor. Senin dediğin gibi, burada hiç hazine yok!” dediler.
Nasrettin Hoca, gülerek, “İşte gördünüz,” dedi. “Bazen kazandığımız paralar, dışarıdan görünen kadar değerli olmayabilir. Paranın gerçek değeri, insanın içindeki huzur ve bilgidir. Sizler, sadece dışarıdaki zenginliklere bakıyorsunuz, ama asıl zenginlik, insanın kalbinde ve aklındadır.”
Hasan Bey, Hoca’nın söylediklerinden sonra bir süre sessiz kaldı. Artık para ona eskisi kadar değerli gelmiyordu. Çünkü Hoca, ona paranın ötesindeki gerçek zenginliği öğretmişti.
O günden sonra, Hasan Bey, Nasrettin Hoca’nın önerilerine uyarak, zenginliğini doğru bir şekilde kullanmaya karar verdi. Hoca, kasabaya veda ederken, paranın sadece bir araç olduğunu ve gerçek zenginliğin insana huzur ve bilgiden geçtiğini kasabalılara öğretmişti.