Tilki ve Üzümler

Bir yaz sabahı, yemyeşil bir bağda bir tilki dolaşıyordu. Karnı acıkmıştı ve yiyecek bir şeyler arıyordu. Güneşin altında yavaşça yürürken, gözleri bir üzüm asmasına takıldı. Asma, iri ve parlak üzümlerle doluydu. Üzümlerin mor renkteki taneleri, tilkinin ağzını sulandırdı.
Tilki hemen asmaya doğru yaklaştı ve dikkatlice üzümleri inceledi. “Ah, işte tam bana göre! Bu üzümler ne kadar lezzetli görünüyor,” dedi kendi kendine. Fakat üzümler oldukça yüksekteydi.
Tilki, üzümlere ulaşmak için sıçramaya karar verdi. İlk sıçrayışında üzümlere yaklaşamadı bile. Biraz geri çekildi, nefesini topladı ve daha güçlü bir sıçrayış yaptı. Ancak yine başarısız oldu. Üzümler çok yüksekteydi.
Biraz dinlendikten sonra bir kez daha denedi. Daha büyük bir sıçrayış yaparak neredeyse üzümleri yakalıyordu, fakat yine olmadı. Defalarca denedi, ama her seferinde sonuç aynıydı.
Sonunda yorulan tilki, asmanın altına oturdu ve derin bir nefes aldı. Üzümleri bir kez daha yukarıdan süzdü. Ardından burnunu havaya kaldırarak, “Bu üzümler zaten ekşidir. Zaten yemek istemiyorum,” dedi ve oradan uzaklaştı.
Tilkinin bu sözleri, üzümleri gerçekten istemediğinden değil, onlara ulaşamadığı için söylediği bir bahaneydi. Gururu kırıldığı için, kendi kendini avutmaya çalışıyordu.
Bu masal, “ulaşılamayan şeylerin değerini küçümsemek” üzerine bir ders verir. Hayatta bazen bir şeyi başaramadığımızda, onu değersiz göstermeye çalışırız. Ancak gerçek cesaret, vazgeçmek yerine çabalamaya devam etmekte ya da başarısızlığı kabullenip bundan ders çıkarmaktadır.
MASAL DİNLE: